
Evvel zaman içinde, kalemlerin kılıçtan keskin olduğu bir diyarda, kelimelerle kader çizen bir yazar yaşardı. Bu yazar, gençliğinde, hayali dünyalar kurmayı o kadar sevmişti ki gerçeği biraz bükmekten çekinmezdi. Bir gün, kağıttan bir saray inşa etti; içini mürekkep denizleriyle doldurdu, duvarlarını kelimelerle ördü. Ve en nihayetinde, o sarayın içinde bir diploma tasarladı—sahte ama ihtişamlı, uydurma ama gösterişli.
O günlerde bu sahte belge, birileri için bir kapı, diğerleri içinse kapanan bir perdeden ibaretti. Yazar, eserinin yankılarından habersiz, kendi hikâyesinde başkahraman olmanın tadını çıkarıyordu. Zira kimin haklı, kimin haksız olduğu, kimin sahtekar, kimin gerçek olduğu, onun elindeki kalemin insafına kalmıştı.
Yıllar geçti, zaman değişti, yazarın kelimeleri yeni bir hikâyeye yelken açtı. Bir gün, ülkenin dört bir yanına yayılan bir haber duyuldu: Ülkenin yüksek kulelerinden birinde oturan genç bir liderin diploması tartışmaya açılmıştı. İşte o an, yazar eski mürekkep şişesini tekrar eline aldı ve kâğıda şu kelimeleri döktü:
“KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA!”
Oysa kader, oyunbaz bir hikâye anlatıcısıydı. Zamanında sahte diplomanın harflerini işleyen el, şimdi iptal edilen bir diplomanın varlığını hararetle savunuyordu. Gerçek ile kurgu arasındaki çizgi, bir kez daha bulanıklaşmıştı.
Ve böylece masal devam etti: Kimi insanlar kelimelere inanmayı seçti, kimi gözlerine… Ama gökyüzündeki bulutlar, rüzgarın estiği yöne göre şekil değiştirmeye devam etti.
Sonuç mu? Ah sevgili okur, bu masalda sonuç yoktur. Çünkü bazı hikâyeler, sonsuz döngüler içinde yaşamaya mahkûmdur. 🌿✨

