1. Haberler
  2. Gemlik'i Keşfedelim
  3. Araştırma Haberleri
  4. Gemlik’in Çocuğu, Dünya Sahnesinde “Ahmet Toplu ile Tasarımın Dili”

Gemlik’in Çocuğu, Dünya Sahnesinde “Ahmet Toplu ile Tasarımın Dili”

featured
service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Gemlik doğumlu Ahmet Toplu, tasarımla olan yolculuğuna düz lisede okuduğu yıllarda, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün düzenlediği bir resim yarışmasında Türkiye birincisi olarak başladı. Güzel Sanatlar Lisesi mezunu olmamasına rağmen bu başarıyı elde etmesi, çevresinden “özel bir yetenek” olarak tanımlanmasına neden oldu. Bu ilk ödül, onun için dönüm noktasıydı. Çocukluğunda hobi olarak gemi ve uçak maketleriyle ilgilenmesi, onu tasarıma yaklaştırırken; bu tutkusu zamanla endüstriyel tasarıma evrildi. Üniversite tercihini de bu doğrultuda yaparak Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Endüstriyel Tasarım Bölümü’nü kazandı. Burada aldığı eğitimle yeteneklerini daha da geliştirerek, Türkiye İhracatçılar Meclisi gibi kurumların yarışmalarında ödüller kazandı. Bu yarışmalar sayesinde sektörle bağlantı kurarak, henüz üniversite öğrencisiyken Karaca ile kariyer yolculuğuna başladı.

Ahmet Toplu’nun Karaca çatısı altında imza attığı projelerden biri, dünyada ilk kez inciden üretilen porselen yemek takımları oldu. Bu tasarım, sektörde hem teknik hem de estetik anlamda bir devrim niteliği taşırken; Çanak, Triko ve Quartz gibi koleksiyonları yıllar geçse de mağazalarda satış rekorları kırmaya devam etti. Diamond tencere setleri ise 20 yıl garanti sunarak pazarda fark yarattı ve kullanıcılarla güçlü bir bağ kurdu. Toplu, sadece Karaca’da değil, Jumbo gibi köklü markalarda da birçok ödüllü tasarıma imza attı. 2024 yılında tasarımları, Oscar Ödül Töreni’nde dünyaca ünlü şefler tarafından tercih edildi; bu, onu sadece ulusal değil uluslararası anlamda da temsil eden bir tasarımcı haline getirdi. Jumbo için tasarladığı “Infinity” adlı tencere setiyle 2025’te Red Dot “Best of the Best” ödülünü kazanarak, Türkiye adına bu prestijli ödülü alan sayılı isimlerden biri oldu.

Ahmet Toplu, yalnızca sofra ve mutfak gereçleriyle sınırlı kalmayıp; elektrikli ev aletleri, ofis mobilyaları ve aydınlatma gibi farklı sektörlerde de üretmeye devam ediyor. Bursa merkezli firmalarla yürüttüğü yeni işbirlikleriyle mobilya alanına yönelen tasarımcı, “tasarım her alanda bir sorun çözme pratiğidir” anlayışıyla hareket ediyor. Gemlik’te geçen çocukluk yıllarının ona sabrı, emeği ve detaylara gösterdiği özeni kazandırdığını ifade ediyor. Zeytin üretimiyle uğraşan bir ailenin çocuğu olarak, bu kültürün şekillendirdiği hassasiyetin tasarımlarına yansıdığını vurguluyor. Ahmet Toplu bugün, genç tasarımcılara yalnızca teknik bilgi değil, aynı zamanda ilham olabilecek bir başarı öyküsü sunuyor.

Gemlik’te Hayat Ailesi olarak kendisiyle Gemlik’imizin sahil köylerinden Karacaali’de bir röportaj gerçekleştirdik. Karacaali’de yaşayan ve doğduğu, büyüdüğü Gemlik’i överek bahseden Ahmet Toplu ile soru – cevap kısmına bir göz atalım…

“Oğuzhan OBUZ” Lise yıllarında Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün düzenlediği resim yarışmasında Türkiye birincisi oldunuz. Bu erken başarı, endüstriyel tasarım alanına yönelmenizde nasıl bir rol oynadı? Bu deneyim size neler kattı?

“Ahmet TOPLU”
Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün düzenlediği yarışma, yeteneğimi ilk kez keşfettiğim ve farklı bir şey yaptığımı fark ettiğim önemli bir dönüm noktasıydı. Yarışmada Türkiye birincisi oldum. İlginç olan şu ki, ben Güzel Sanatlar Lisesi’nde okumuyordum; düz lisede eğitim görüyordum. Yarışmaya katılanlar arasında birçok güzel sanatlar lisesi öğrencisi vardı, ancak ödül alanlar arasında bu okulların dışından gelen tek kişi bendim. Bu durum, çevremdeki insanlar tarafından “özel bir yetenek” olarak tanımlanmama neden oldu. Eğitimim çok profesyonel olmamasına rağmen böyle bir başarı elde etmem dikkat çekiciydi.

Bu yarışma sayesinde yeteneğimin farkına vardım ve çizimle daha profesyonel bir şekilde ilgilenmek istedim. Araştırmalarım sırasında karşıma endüstriyel tasarım çıktı. Bu alanı derinlemesine inceledikçe heyecanım daha da arttı. Çünkü çocukluğumdan beri hobi olarak gemi ve uçak maketleriyle uğraşıyordum. Ortaokul çağlarımda da tasarıma ilgim giderek artmıştı. Otomobil tasarımı gibi farklı alanlarda üretim yapma fikri beni fazlasıyla etkiledi. Tüm eğitim planlamamı bu doğrultuda şekillendirdim ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ni kazanarak, iyi bir eğitim alıp bu işi profesyonel anlamda yapmayı hedefledim.

“Oğuzhan OBUZ” Üniversite öğrencisiyken Türkiye’nin en prestijli tasarım yarışmalarında sayısız birincilik kazandınız. Bu yarışmalardaki başarılar kariyerinizi nasıl etkiledi? Tasarım dünyasında size yeni kapılar açtı mı?

“Ahmet TOPLU”
Üniversite öğrencisiyken, Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM / İMMİB) düzenlediği tasarım yarışmasında iki kez ödül aldım. Bu başarılar, kariyerimde çok önemli bir dönüm noktası oldu. Hatta bugün çalıştığım Karaca ile yollarımızın kesişmesi bile doğrudan bu yarışma sayesinde gerçekleşti. 2007 yılında Antalya’da düzenlenen bir çalıştayda, züccaciye sektörünün önde gelen tüm temsilcileri bir araya gelmişti. Bu organizasyonda yaptığım sunum sayesinde birçok marka ile tanışma ve doğrudan iletişim kurma fırsatım oldu.

O etkinlikte çok sayıda iş teklifi aldım ve daha üniversiteden mezun olmadan Karaca ile ilk temasımız bu süreçte gerçekleşti. Mezuniyetimin hemen ardından da Karaca ile profesyonel kariyer yolculuğum başladı. Bu nedenle, özellikle öğrencilik yıllarında katılınan tasarım yarışmalarının yalnızca yetenekleri keşfetmekle kalmayıp, aynı zamanda sektöre adım atmak isteyen genç tasarımcılar için gerçek bir köprü görevi gördüğüne inanıyorum. Öğrencilere tavsiyem; bu tür yarışmalarda kendilerini denemeleri, farklı insanlarla tanışmaları ve yeni kapılar aralamak için bu fırsatları cesurca değerlendirmeleridir.

“Oğuzhan OBUZ” Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümündeki eğitiminizin ve öğrencilik yıllarınızın, tasarım yaklaşımınızı şekillendirmedeki etkileri neler oldu? Aldığınız eğitimin kariyerinize katkıları hakkında neler söyleyebilirsiniz?

“Ahmet TOPLU”
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde aldığım eğitimin, kariyerime ve tasarım yaklaşımıma katkısı çok büyük. Özellikle bu alanda Türkiye’deki en köklü ve donanımlı bölümlerden birinde öğrenim görmüş olmak, bana güçlü bir temel kazandırdı. Alanında uzman ve vizyon sahibi hocalarımız, sadece akademik bilgi değil, aynı zamanda sektörel deneyim anlamında da bizleri hayata hazırladı. Tasarım yarışmalarına katılmam konusunda verdikleri destek, özgün konseptler geliştirmem ve bunları doğru şekilde ifade edebilmem açısından belirleyiciydi.

Aldığım bu eğitim sayesinde, sadece estetik değil; işlevsellik, üretilebilirlik ve kullanıcı deneyimi gibi unsurları da bütünsel bir bakış açısıyla ele almayı öğrendim. Üniversitelerin güzel sanatlar bölümlerinin, tasarımı teknik bilgiyle buluşturduğu noktada ülkemize önemli bir katma değer sağladığına inanıyorum. Endüstriyel tasarım ise, özellikle Türkiye’nin geleceği açısından; inovatif, fonksiyonel ve yüksek katma değerli ürünler üretme potansiyeliyle stratejik bir alan. Ben de bu bilinçle mesleğimi şekillendirmeye ve daha fazlasını üretmeye çalışıyorum.

“Oğuzhan OBUZ” Dünyada ilk kez gerçek inci kullanılarak üretilen Fine Pearl porselen yemek takımı modellerine (örneğin Chanak, Trio, Quartz) imza attınız. İnovatif bir fikir olan bu “inci porselen” serisinin tasarım fikri nasıl ortaya çıktı? Bu projede karşılaştığınız zorluklar nelerdi ve sonuçta nasıl bir başarı elde ettiniz?

“Ahmet TOPLU”
Gerçek inci kullanılarak üretilen bu yemek takımları, Karaca markasıyla birlikte gerçekleştirdiğimiz çok özel ve yenilikçi bir projeydi. Tasarımını üstlendiğim bu seriler, Türkiye adına büyük bir inovasyonu temsil ediyor. Fine Pearl, dünyada halihazırda bilinen bir materyaldi; ancak biz bu malzemeyi farklı bir bakış açısıyla ele alarak, onu porselen üretiminde kullandık. Bu da hem teknik hem de estetik anlamda sektöre yeni bir soluk getirdi. Gerçek incinin malzeme olarak işlenmesi, sürecin her aşamasında ciddi bir hassasiyet ve uzmanlık gerektiriyordu; bu da projenin en büyük zorluklarından biriydi.

Karaca’nın vizyonu ve öncülüğü sayesinde bu yenilikçi koleksiyonlar hayata geçti. Bugün baktığımızda, bu takımlar yalnızca Türkiye’de değil, dünya genelinde ilgiyle takip ediliyor ve birçok marka tarafından örnek alınmaya çalışılıyor. Özellikle Chanak, Trio ve Quartz gibi koleksiyonlarımız 2015–2016 yıllarında piyasaya sunulmalarına rağmen hâlâ mağazalarda en çok tercih edilen ürünler arasında yer alıyor. Bu da bize gösteriyor ki, yüksek kaliteyle tasarlanan işler yalnızca dönemsel bir ilgi görmekle kalmıyor; aynı zamanda zamansız tasarımlara dönüşerek kalıcılık sağlıyor. Bu projede yer almak benim için büyük bir gurur kaynağı oldu.

“Oğuzhan OBUZ” Karaca markası altında tasarladığınız BioDiamond tencere setleri Türkiye pazarında satış rekorları kırdı ve ismiyle adeta ikonik hale geldi. BioDiamond konsepti nasıl doğdu? Sizce bu ürünün bu kadar sevilip başarılı olmasının ardındaki etkenler nelerdir?

“Ahmet TOPLU”
BioDiamond tencere setleri de tıpkı Fine Pearl yemek takımları gibi yenilikçi bir vizyonun ürünüydü. Bu set, yalnızca estetik açıdan değil, fonksiyonellik ve dayanıklılık anlamında da pazarda büyük bir fark yarattı. En dikkat çekici özelliği ise 20 yıl garantiyle satışa sunulmasıydı. Bu, o dönemde hiçbir markanın cesaret edemediği bir vaatti. Bu kadar uzun vadeli bir güvence sunmak, hem tasarıma duyduğumuz güvenin hem de üretim kalitemizin bir yansımasıydı.

Tasarım sürecinde kristalize yüzey dokularından ilham aldım. Farklı açılardan ışıkla oynayan bu yüzeyler, ürüne hem modern bir estetik hem de güçlü bir karakter kazandırdı. BioDiamond, piyasaya çıktığı ilk günden itibaren en çok satan ürünler arasında yer aldı. Sektörde hem yerli hem de yabancı markalara ilham veren bir tasarım hâline geldi. Açıkçası, bu ürün tencere satışının ötesinde bir anlam taşıyor. Önümüzdeki yıllarda raflarda yer almasa bile, tasarım tarihimizde ikonik bir örnek olarak anılacağına ve Türkiye’nin endüstriyel tasarım hafızasında kalıcı bir iz bırakacağına inanıyorum.

“Oğuzhan OBUZ” Jumbo markası için tasarladığınız Moon yemek takımı ve Quartz çatal-bıçak setiyle ulusal ve uluslararası birçok ödül kazandınız. Bu tasarımların jüri ve kullanıcılar tarafından bu denli takdir görmesinin sebepleri neler? Moon ve Quartz’ın tasarım sürecinde onları benzersiz kılan unsurlar neydi?

“Ahmet TOPLU”
Jumbo, Türkiye’nin en köklü ve değerli markalarından biri. Yaklaşık 76 yıllık geçmişiyle “miras marka” olarak tanımlanabilecek bir yapıya sahip. Aynı zamanda tasarım odaklı kimliğiyle de sektörde önemli bir yere oturuyor. “Zamansız tasarımlar” sloganı, aslında markanın felsefesini yansıtıyor ve bu vizyonla tasarlanan her ürünün de uzun ömürlü ve kalıcı olmasına özen gösteriliyor.

Moon yemek takımı ve Quartz çatal-bıçak seti, hem bu felsefenin bir yansıması hem de tasarımda sürekliliğin güçlü örneklerinden. Bu iki koleksiyon, yalnızca estetik değerleriyle değil, aynı zamanda ergonomik yapıları ve fonksiyonel detaylarıyla da öne çıktı. Tasarımlar hem kullanıcıdan hem de ulusal ve uluslararası jüri üyelerinden büyük beğeni topladı. 10 yılı aşkın süredir satışta olan bu ürünler, hâlâ tüketicinin ilk günkü ilgisini görmeye devam ediyor. Her yılın en çok satan ürünleri arasında yer almaları, onların gerçekten “zamansız” bir çizgide tasarlandığını kanıtlıyor. Kullanıcının beklentisine cevap veren, aynı zamanda tasarım dünyasında karşılık bulan bu tür işler üretmek büyük bir motivasyon kaynağı.

“Oğuzhan OBUZ Red Dot, iF, Good Design gibi dünyanın en prestijli ödüllerinden sayısız ödül aldınız ve Türkiye’nin uluslararası alanda en çok ödül kazanan tasarımcılarından biri konumundasınız. Bu kadar çok ödül kazanmak sizin için ne ifade ediyor? Aldığınız ödüller yeni projelere yaklaşımınızı veya tasarım felsefenizi nasıl etkiliyor?

“Ahmet TOPLU”
Red Dot, iF ve Good Design gibi dünyanın en prestijli tasarım ödüllerinden pek çok kez ödül almak, hem kişisel kariyerim hem de ülkem adına büyük bir gurur kaynağı. Türkiye’yi uluslararası alanda temsil edebilmek ve bu alanda ödüller kazandırmak, bence sadece bireysel başarı değil; aynı zamanda ülkemizin tasarım potansiyelinin de bir göstergesi. Bu ödüller, Türkiye’nin yaratıcı gücünü ve markalarının tasarım kabiliyetini dünya sahnesine taşıyor. Aslında bu noktada tasarım ve inovasyon birbirinden ayrılmaz iki unsur. İnovatif bir fikri pazarda var edebilmek, onu doğru bir tasarım diliyle sunmakla mümkün oluyor. Bu da tasarımı, markalaşmanın merkezine yerleştiriyor.

Aldığım ödüller, yeni projelere bakış açımı da doğrudan etkiliyor. Bu ödüller bizim için yalnızca birer sonuç değil, aynı zamanda tasarım sürecimizin ne kadar doğru ilerlediğinin bir göstergesi. Her ödül, yaptığımız işin belirli yönlerinin altını çizmemizi sağlıyor ve bu geri bildirimi yeni projelere aktararak daha iyisini üretmeye çalışıyoruz. Özetle; bu ödüller yalnızca birer başarı simgesi değil, aynı zamanda sürekli gelişim motivasyonu ve yol gösterici veri kaynakları haline geliyor. Her ödül sonrası çıtayı biraz daha yukarı koyarak, hem kendi sınırlarımı hem de ülkem adına tasarımın sınırlarını genişletmeye çalışıyorum.

“Oğuzhan OBUZ” 2024 Oscar Ödül Töreni’nde ünlü şeflerin servis ettiği yemeklerde sizin tasarladığınız tabakların kullanıldığını duyduk. Tasarımlarınızın böyle küresel çapta prestijli bir etkinlikte yer alması size neler hissettirdi? Bu iş birliği nasıl ortaya çıktı ve sizin için nasıl bir deneyimdi?

“Ahmet TOPLU”
Bu, kariyerim boyunca yer aldığım en özel ve en gurur verici projelerden biriydi. Oscar Ödül Töreni, her yıl sadece sinema dünyasına değil, moda, gastronomi ve tasarım gibi birçok alana da ilham veren, küresel çapta prestijli bir organizasyon. Böyle büyük bir sahnede, masaları süsleyen yemek takımları ve çatal-bıçak setlerinde imzamın olması, hayal bile edemeyeceğim kadar etkileyiciydi. Bu iş birliğinin içinde yer alacağımı ilk duyduğumda, büyük bir şaşkınlık ve heyecan yaşadım.

Bu projede en dikkat çekici detaylardan biri, yemek takımlarını Oscar organizatörlerinin değil, doğrudan törende görev alan şeflerin seçiyor olmasıydı. Dünya genelinde birçok marka bu fırsat için başvurmuştu; Türkiye’den de ciddi bir ilgi vardı. Ancak tercih edilen tasarımlar arasında benim koleksiyonlarım öne çıktı. 2024 yılı için başlayan bu iş birliği, 2025’te de devam etti ve yemekler, iki yıl üst üste benim tasarladığım tabaklarla servis edildi.

Şeflerin seçim yaparken fine dining sunumlarına uygun tasarımları tercih etmeleri, bizim tasarımlarımızın güçlü yönünü ortaya koydu. Tabakların kenarlarının fazla kalın olmaması, sunum yüzeylerinin geniş ve estetik olması, sofraya zarafet katacak şekilde tasarlanması şefler için belirleyici oldu. Hatta projeye özel olarak, onların ihtiyaçlarına göre parça ölçülerini ve adetlerini yeniden şekillendirdik. Sadece bu şeflerin kullanımına sunulan sınırlı üretim bir koleksiyon hazırladık. Hem Karaca markası adına hem de bireysel olarak böyle bir platformda yer almak, ülkemizi temsil etmek ve tasarımlarımla dünya sahnesinde yer bulmak benim için tarifsiz bir gurur kaynağıydı.

“Oğuzhan OBUZ” Sadece sofra takımları ve mutfak gereçleri değil, ofis ve ev mobilyaları, aydınlatma, grafik ve ambalaj tasarımı gibi çeşitli alanlarda da çalışmalarınız var. Çok disiplinli bir tasarımcı olarak farklı ürün kategorilerinde çalışmak bakış açınızı nasıl genişletti? Farklı sektörler için tasarım yaparken yaklaşımınızı nasıl uyarlıyorsunuz?

“Ahmet TOPLU”
Farklı sektörlerde tasarım yapmak benim için hem heyecan verici hem de geliştirici bir süreç. Tasarımın özü aslında düşünmek, üretmek ve çözüm bulmak üzerine kurulu. Bu çözüm mutfakta da olabilir, bir ofis alanında da hatta bir medikal cihazda da… Yani tasarımcı temelde bir problem çözücüdür. Teknolojiyi doğru şekilde entegre ederek, her sektörün kendi dinamiklerine uygun yaratıcı çözümler üretmek benim için büyük bir motivasyon.

Ben hiçbir zaman yalnızca mutfak tasarımcısı olmadım. Eğitimim de bu yönde sınırlı değildi. Sadece çalıştığım markaların odağı sofra ve mutfak ürünleri olduğu için bu alanda öne çıktım. Ancak elektrikli küçük ev aletlerinden elektronik ürünlere, ofis mobilyalarından grafik kimliğe kadar geniş bir yelpazede üretim yapıyorum. 15 yıla yaklaşan profesyonel tasarım deneyimimle, özellikle son dönemde Bursa merkezli bazı firmalarla ofis ve mobilya tasarımları üzerine iş birlikleri geliştirdim. Örneğin Çağın Office ile yaptığımız projeler markaya ciddi bir yön verdi ve büyüme sürecine katkı sağladı.

Çok disiplinli çalışmak bana sadece teknik beceri değil, aynı zamanda farklı kullanıcı profilleriyle empati kurabilme yeteneği de kazandırdı. Tek bir sektöre bağlı kalmak, bir noktadan sonra tasarımcının yenilik üretme becerisini sınırlayabiliyor. Bu yüzden zaman zaman farklı sektörlerde projeler geliştirmek hem yaratıcılığımı besliyor hem de öğrendiğim deneyimleri diğer alanlara taşımama imkân veriyor. Her yeni alan, farklı bir öğrenme ve dönüşüm fırsatı sunuyor diyebilirim.

“Oğuzhan OBUZ” Gemlik’te doğup büyümüş bir isim olarak uluslararası başarılara imza attınız. Memleketiniz Gemlik’in kariyerinizde size kattığı değerler oldu mu? Gemlik’teki gençlere ve tasarımcı adaylarına ilham vermek adına ne söylemek istersiniz? Bu alanda başarılı olmak isteyenlere tavsiyeleriniz nelerdir?

“Ahmet TOPLU”
Kesinlikle oldu. Gemlik’in kariyerime katkısı yalnızca manevi değil, tasarımlarıma doğrudan ilham veren somut bir kaynak hâline de geldi. Hatta bu bağı simgesel bir şekilde yansıtmak adına, Jumbo markası için tasarladığım çatal bıçak takımına Gemlik’in en eski adı olan “Cius” ismini verdim. Haritadan bakıldığında Gemlik Körfezi’nin yukarıdan içeriye doğru dalgalı bir kıvrımla uzandığı görülür. Ben de bu doğal formdan ilham alarak, tasarladığım bıçağın ağız formunu körfezin bu kıvrımına benzettim. Tasarımı tamamlarken o kıvrımı gördüğümde “Bu kesinlikle Cius olmalı” dedim. Ortaya çıkan ürün, hem estetik hem de duygusal açıdan benim için özel bir yere sahip oldu. Bundan sonra da Gemlik’ten ilham alarak yeni tasarımlar üretmeye devam etmeyi planlıyorum.

Gemlik benim için sadece bir doğum yeri değil; aynı zamanda ruhumu besleyen bir ilham kaynağı. Kumla ve Karacaali gibi sahil kasabalarında geçen çocukluğum, doğayla iç içe, emekle yoğrulmuş bir hayatın içinde şekillendi. Babam zeytinciydi; çocuk yaşta zeytin toplar, boylarına göre ayırır, yapraklarını tek tek temizlerdik. Zeytinin her bir aşaması sabır ve özen ister. Bugün tasarımlarımda gösterdiğim titizlik, kolay olana yönelmeden özgün formlar arayışım, işte bu çocukluk deneyimlerinden beslendi.

Tasarımcı adaylarına sadece teknik yetkinlik değil, zihinsel dayanıklılık da gerektiğini vurgulamak isterim. Benim çocukluğumda sıkça duyduğum cümleler arasında “Gemlik küçük yer, sanatla uğraşılmaz” gibi sınırlayıcı söylemler vardı. Ancak bugün, daha bilinçli ebeveynler ve daha cesur gençlerle bu algı kırılıyor. Küçük şehirlerde yaşamak bir dezavantaj değil; aksine, kendi imkanlarını yaratabilenler için fırsatların kapısı olabilir. Bursa gibi şehirlerde, sanata değer veren çok sayıda yetenekli insan, atölye ve yaratıcı ortam mevcut. Ben de bu çevreden fazlasıyla beslendim.

Gençlere en büyük tavsiyem; kısıtlamalara değil, kendi potansiyellerine odaklanmaları. Hayal kurmaktan, üretmekten ve çok çalışmaktan asla vazgeçmesinler. Gerçek başarı; sabır, süreklilik ve içten gelen tutkunun birleşimiyle ortaya çıkar.

“Oğuzhan OBUZ Bugüne kadar Red Dot’tan 7 ödül aldınız. Her ödülün sizin için farklı bir anlamı vardır elbette. “Best of the Best” ile bu süreçte neler değişti?

“Ahmet TOPLU”
Bu ödülden özellikle bahsetmek isterim çünkü gerçekten çok özel bir anlam taşıyor. Red Dot “Best of the Best”, her yıl düzenlenen ve 70 yılı aşkın süredir verilen, dünyanın en prestijli tasarım ödüllerinden biri. Hatta “tasarımın Oscar’ı” olarak nitelendirilebilir. Her yıl sadece 51 tasarıma verilen bu ödül, her bir kategorinin yalnızca en iyisine veriliyor. 2025 yılında, Jumbo markası için tasarladığım Infinity tencere seti, bu ödüle layık görülerek dünyanın en iyi 51 tasarımı arasında yer aldı. Bu, Türkiye tarihinde sadece ikinci kez alınabilmiş bir ödül. Bu yönüyle hem çok nadir hem de son derece kıymetli bir başarı.

Kariyerim açısından bu ödül, hem kişisel hem de ulusal düzeyde büyük bir gurur kaynağı oldu. Bir Türk markasının — Jumbo’nun — adının böyle büyük bir organizasyonda duyurulması, ülkemiz adına çok önemli bir gelişme. Elbette bu ödülü almak, benim için bir son değil. Tam tersine, yeni bir başlangıç, daha iyisini yapma sorumluluğunu da beraberinde getiriyor. “Zirveye ulaştım” demek yerine, bu seviyeyi aşmak için kendimi daha fazla zorlamam gerektiğini düşünüyorum. Çünkü her büyük başarı, bir sonraki adım için motivasyon kaynağı olmalı.

Bu noktada, Gemlik’te doğup büyümüş biri olarak, geçmişimin ve yaşadığım coğrafyanın bana kattıklarının da bu başarıda payı büyük. Sabır, emek ve özgünlük gibi kavramlar çocukluğumdan beri içimde yer etmiş değerlerdi. Şimdi, o değerlerin beni nereye taşıdığına gururla bakabiliyorum.


Ahmet Toplu’yla gerçekleştirdiğimiz bu röportaj, bize yalnızca bir tasarımcının kariyer basamaklarını değil, aynı zamanda sabrın, emeğin ve köklerinden kopmamanın nasıl evrensel bir başarıya dönüştüğünü gösterdi. Gemlik’in sahil kasabalarında başlayan yolculuğun; Red Dot sahnelerine, Oscar masalarına ve milyonların sofrasına uzanışı, genç tasarımcılar için eşsiz bir ilham kaynağı niteliğinde. Tasarıma form veren ellerin ardında bir çocukluk, bir emek kültürü ve bir tutku olduğunu görmek; hem yerel değerlere hem de yaratıcı üretime olan inancımızı tazeliyor. Ahmet Toplu’nun tasarımlarında olduğu gibi, bu sohbetin de zamansız bir iz bırakacağına inanıyorum

Oğuzhan OBUZ – Gemlik’te Hayat

Gemlik’in Çocuğu, Dünya Sahnesinde “Ahmet Toplu ile Tasarımın Dili”
+ - 0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Gemlik'te Hayat - Gemlik'in En Dolu En Yeni Haber ve Yaşam Platformu ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bulutoğluna Özel Kampanya