KARANLIĞIN EN UZUN GECESİNDE DOĞAN IŞIK: NARDUGAN
(Unutanların Elinden Alınan Değerler)
Yılın en uzun gecesi…
Soğuk var. Karanlık var. Sessizlik var.
Ama Türk’ün tarihinde umutsuzluk yoktur.
Çünkü Türk, binlerce yıldır bilir ki:
Işık kaybolmaz, gecikir.
Ve o ışığın doğduğu gecenin adı NARDUGAN’dır.
21–22 Aralık.
Kış gündönümü.
Güneşin yeniden doğduğuna inanılan gece.
“Nar” güneştir.
“Dugan” doğandır.
Nardugan = Doğan Güneş.
Bu bir masal değil.
Bu bir efsane uydurması hiç değil.
Bu, Türk’ün Gök Tanrı inancı döneminden gelen kadim bir bayramıdır.
Ve açık konuşalım:
Nardugan’ın Hristiyanlıkla zerre ilgisi yoktur.
Türkler Nardugan’ı kutlarken,
Noel diye bir bayram henüz yoktu.
Noel, ancak MS 4. yüzyılda, Roma Kilisesi tarafından, halkın pagan alışkanlıklarını törpülemek için kış gündönümüne bilinçli şekilde denk getirilmiştir.
Yani tarih çok nettir:
Önce Türk vardı. Önce Nardugan vardı.
Sonra başkaları geldi ve bizim takvimimizin üstüne kendi bayramlarını yerleştirdi.
Ama mesele sadece tarih değildir.
Mesele, bizim neyi unuttuğumuzdur.
Eski Türklerde Nardugan gecesi, Akçam, yani Hayat Ağacı süslenirdi.
Çünkü ağaç; köktür, devamlılıktır, millettir.
Altına hediyeler bırakılırdı.
Büyükler ziyaret edilirdi.
İyi dilekler dilenirdi.
Ateşler yakılırdı.
Çünkü ateş, Türk için sadece ısınmak değil;
karanlığa karşı iradedir.
Ve bu gecenin bir sahibi vardı:
AYAZ ATA.
Ayaz Ata; kışın, soğuğun, ama aynı zamanda denge ve adaletin ruhudur.
Korku figürü değildir.
Bilgedir.
Koruyucudur.
Bereket getirendir.
Yanında KAR KIZI vardır.
Temizliğin, saflığın, yeniden doğuşun sembolüdür.
Ayaz Ata ve Kar Kızı, Türk mitolojisinin umut taşıyıcılarıdır.
Bugün “Noel Baba” diye pazarlanan figürün köklerine bakıldığında, Orta Asya’daki bu anlatılarla olan benzerlik tesadüf değildir.
Ama biz ne yaptık?
Unuttuk.
Unutmakla kalmadık, sessiz kaldık.
Sessiz kaldıkça, başkaları anlattı.
Anlattıkça sahiplendi.
Sahiplendikçe bizim çocuklarımız onların hikâyeleriyle büyüdü.
Bugün çocuklarımız Ayaz Ata’yı tanımıyor.
Ama Noel Baba’yı ezbere biliyor.
Kar Kızı’nı bilmiyor.
Ama yabancı reklam sloganlarını sayabiliyor.
Bu bir inanç tartışması değildir.
Bu bir kültürel egemenlik meselesidir.
Nardugan’ı hatırlamak, Noel’e düşmanlık değildir.
Ama kendi değerini anlatmamak, zamanla seni başkasının masalında figüran yapar.
Kültürünü anlatmazsan,
bir gün sana şunu söylerler:
“Bu da senin değil.”
Ve sen,
en uzun gecede bile,
ışığın nereden doğduğunu unutursun.
Bugün Nardugan resmî takvimde olmayabilir.
Ama Türk’ün hafızası, resmî izinlere bağlı değildir.
Hafıza;
anlatılırsa yaşar,
sahip çıkılırsa korunur.
Artık yapılması gereken nettir:
Ayaz Ata’yı yeniden anlatmak.
Kar Kızı’nı yeniden öğretmek.
Nardugan’ı çocuklarımıza masal gibi değil, kimlik gibi aktarmak.
Çünkü kültür;
unutulursa kaybolur,
sahip çıkılmazsa el değiştirilir.
Ve Türk,
kendi ışığını başkasının feneriyle aramaz.

